Ruhun en derin anlayışlarından biri olan umut, besleyici gücüyle yaşamın en temel kaynaklarından biridir. Umut yalnızca duygusal iyi hissetme ya da zihinsel bir beklenti hali değil; ruhla kurulan bağlantının içten dışa doğru akma halidir. Bir başka deyişle, umut, yaşam enerjisi olan ruhun, bedende tezahür eden halidir. Umut var olduğunda, kişinin ruhu ile bağı güçlüdür. Ruhuyla güçlü bir bağ kurmuş insan, hayatın akışına müdahale etmez. Hayat ona özgürce akar. Bu akışa izin veren kişi, yaşam enerjisi olan nefesinin bedeninde özgürce dolaşmasına da izin verir; tıpkı daimi akan yaşam gibi.
Özgürce, ruhu hissederek alınan bir nefes, kök çakrada- alt karında- başlar ve aşağıdan yukarı doğru tüm çakraları besler. Bu, ruhun enerjisi olan nefesin bedene girişidir. Nefes ruh ile bağlantı kurularak alındığı her an içinde umudu barındırır. Özgürce verilen nefes ise, yukarıdan aşağı doğru tüm çakralardaki enerjiyi, ruhun enerjisini, dış dünyaya, yaşama aktarır. Verilen her nefes, içinde barındırdığı umut ile yaşam deneyimlerini besler. Bu nefes alma ve verme hali, tıpkı yaşamın kendisi gibi döngüsel olarak yaşamımız boyunca devam eder.
Umut, yaşamın doğal akışıdır. Bizi her an yenileyen ve harekete geçiren bir güce sahiptir. Fakat bazen, kişinin yaşam yolculuğunda umudu hatırlayabilmesi için umutsuzluğu da deneyimlemesi gerekir. Umutsuzluk, kısıtlayıcı ve sıkıştıran bir enerjidir. Zihni ve bedeni yaşamla olan bağdan uzaklaştırır. Ayrılık hissi meydana getirir. Bu enerji, içsel akışı, dolayısıyla dışsal akışı bozar; kişi kendisini yaşamdan kopmuş, yersiz, yönsüz hissedebilir. Yaşamdan kopuk hisseden kişi, kendinden uzaklaşmaya başlar. Bu uzaklık, nefesi sıkışık ve kısıtlı bir hale getirir. Nefesin akışını bozar, yaşam enerjisini sekteye uğratır. Beden yaşamdan, nefes (ruh) ise bedenden ayrılmaya başlar.
Umutsuzluktan ilk etkilenen çakra, alt karnımızda bulunan kök çakradır. Yaşam enerjisi olan nefes, kök çakraya ulaşmakta zorlandıkça, kişi yaşama dair umudunu yitirmeye başlar. Kendini hayat tarafından desteklenmeyen biri gibi hisseder; varoluşunun temelleri sarsılır. Hayatta kalma korkuları belirir. Kişi, hayatın onunla değil, ona karşı aktığını zanneder. Yaşama umudu ve hayatla olan bağ burada kopmaya başlar.
Hayatla bağı kopmaya başlayan kişinin nefesi, ikinci durak olan sakral çakraya (rahim merkezi) da kısıtlı şekilde ilerler. Kökte umutsuzluk yaşayan kişi, içindeki yaratıcı gücü hissedemez hale gelir. Hayata dair niyetlerini açığa çıkaracak enerjiyi meydana getiremez; yaşamın kendisine sunabileceği yeniliklere karşı kapanır. Değişim getiremeyeceğine, yeniden yaratamayacağına inanmak kişiyi içsel bir kapanışa sürükler. Sakral çakradaki yaratım gücü engellendiğinde, bu etki bir mide bölgemizde olan solar pleksusa da yansır. Umutsuzluk, burada kişinin hayatı üzerinde kontrolü olmadığına inanması ve değişim yaratacak içsel gücü hissedememesi şeklinde kendini gösterir. Bu durum, nefesin daralmasına ve yaşama dair umudun iyice kısıtlanmasına neden olur. Böylece kişi, ruhuyla kurduğu bağı giderek kaybetmeye başlar.
Kalp çakrası, tüm potansiyellerin mevcut olduğu merkezdir. Nefes, dördüncü durak olan kalp alanında özgürce genişleyemediğinde, kişi içindeki sonsuz potansiyellerini sezemez. Kalp çakrasında hissedilen bu daralma, ruhun sonsuzluğunu hissetmeyi zorlaştırır. Böylece kişi, en yüksek potansiyeline ulaşamayacağına dair umutsuzluk ile gitgide sıkışır ve kendini yaşamdan akacak olan sevgiye ve olasılıklara kapatır. Kalp çakrasından gelen bu sıkışmış yaşam enerjisi boğaz çakrasına da yansır. Umutsuzluk, boğaz çakrasında kişinin en yüksek potansiyelini ifade etme ve deneyimleme gücünü kısıtlar. Burada ruh açığa çıkamaz, olması gereken ifadeyi bulamaz. Nefes, ifadeye çıkamaz. Umutsuzluk artar. Kişinin hayattaki ifadesi akıştan uzaklaşır. Kişi yaşamın içinde, nefes de kişinin içinde sıkışır.
Umutsuzluk arttıkça nefes sıkışır, kısıtlanır ve özgürlüğünü kaybeder. Nefesin akışı kısıtlandıkça, ruhun yaşam enerjisi de bedenin içindeki akışında engellenmiş olur. Nefesin özgürce akmaması ise umutsuzluğu besler ve bu içinden çıkılamaz bir döngüye dönüşebilir. Ancak asıl olan, ruhumuzun yaşam enerjisi ile buluştuğumuz, ruhu besleyen umudu içimizde sezmemiz ve bu umudu yaşamın içine aktarmayı yeniden hatırlamamızdır.
Nefesimizle yeniden güçlü bir bağlantı kurduğumuzda, ruhumuz ile bağımız da aynı ölçüde güçlenir. Yaşam enerjimiz yeniden canlanır. Her nefes, umudun bir yansıması olarak yaşamın içinde vuku bulur. Ruhumuzun enerjisi alınan derin bir nefesle bedenimizin her hücresine yayılır, her çakrayı dengeler ve verilen o nefes ile yaşam yeniden başlar.
Kök çakra yeniden umut ile dolmaya başladığında, yaşama ve yaşamaya dair bir güven başlar. Yaşama dair güven hisseden kişi, rahim merkezinde tatmin duygusu ve yaratıcılığı ile yeniden bütünleşir. İkinci çakranın dengelenmesi, yeni başlangıçlar için ilham verir. Yaşam enerjisi üçüncü çakraya doğru çıktığında, kişi kendi gücünü yeniden hatırlamaya ve yaşamın içinde kontrolü eline alarak yaratıcılığı deneyimleyecek enerjiyi meydana getirmeye başlar. Bu enerji, kalpteki tüm potansiyelleri umut enerjisi ile besler. Umut ile beslenen potansiyeller, boğaz çakrasında ruhun enerjisi ile ifade bulur.
Umut yaşadığını hissetmektir. Umut yaşamın içinde harekete geçebilmektir. Umudun nefesini almak yaşadığını hissetmektir. Umudun nefesini vermek yaşamın içinde harekete geçebilmektir.
…ve ruhunu hissederek,
…ve yaşam enerjinin bedeninde özgürce akmasına izin vererek,
Umutla, derin bir nefes al.
…ve ruhunun en yüksek potansiyelini deneyimlemeyi seçerek,
…ve yaşam enerjinin hayatına özgürce akmasına izin vererek,
Umutla, o nefesi ver.
…ve derin bir nefes daha.