Nefesin Bolluğu, Bolluğun Nefesi

Bolluk nedir? Nerededir?

Kıtlığın olduğu yerde bolluğun da olması mümkün müdür?

Biz bu dünyaya neden geldik? Kıtlığı, yokluğu deneyimlemek ve acı çekmek için mi?

Korkuyla yaşamak için mi?

Yoksa bolluğu deneyimlemek, mutluluk ve sevgiyle yaşamda kendimizi var etmek için mi?

Bolluğun da kıtlığın da yalnızca birer enerji olduğunu sıklıkla unutuyoruz. Her iki enerjinin de daimî olarak bizim tarafımızdan yaratıldığını fark etmiyoruz; oysaki bolluğu ve kıtlığı düşüncelerimizle, bilincimizde biz var ediyoruz. Kıtlık (yokluk) sınırlı ve tanımlı olan düşük bilince aitken, bolluk (varlık) sınırların ötesindeki yüksek bilinçten tezahür ediyor. Yokluk bilinci zihne ait korkular ile yaratılırken, varlık bilinci özümüzün sınırsız enerjisi ile vuku bulur. Dünya zıt kutupluluğu içinde barındırdığı için, varlık ile yokluk, bolluk ile kıtlık her daim beraber mevcuttur.

Birçoğumuz kıtlık ve yokluğun başlangıcının dışarıda olduğuna inanıyoruz, aynı şekilde varlığı ve bolluğu da dışarıda, maddede arıyoruz. En büyük dengesizlik de burada başlıyor. İçsel enerjimiz ile meydana getirdiklerimizi içimizde fark etmek ve dönüştürmek yerine, dışarıda arama ve değiştirme yanılgısına düşüyoruz. Bu sürekli arayış çaba, yetersizlik, kurban sendromu gibi zihinsel inançları da beraberinde getiriyor.

Dünya tüm zıtlıkları içinde barındırıyor. Bolluğun olduğu yerde kıtlık, kıtlığın olduğu yerde bolluk her zaman var. İki enerji de sadece deneyim ve bilinçte genişlemek için var; ancak biz dünya deneyiminde olduğumuzu unutup iki enerjiden birine gereğinden fazla tutununca özümüzün enerjisinden uzaklaşmaya başlıyoruz. Akışkan enerjiyi katılaştırmaya başlıyoruz. Zihne düşüyoruz. Zira özde zıtlık kavramı yoktur, zıtlık, ikilik zihne aittir.

Kıtlık ve yokluktan kaçarken bolluk ve varlığa ulaşma hedefi yaratıyoruz, ya da bolluktan ve varlıktan kaçarak sınırlı olana geçiyoruz. Tüm bu inanç ve düşünce kalıpları, bizi özümüzün bolluk enerjisinden zihnimizin yokluk enerjisine geçiriyor. Yokluktan ne kadar kaçmaya çalışırsak, yokluk enerjisine ne kadar dikkatimizi verirsek o enerjiyi bir o kadar da güçlendiriyoruz. Bireysel yaşamımızda ve daha sonra kolektifte benzer deneyimler yaratmaya başlıyoruz. Yarattıkça korkuyoruz, korktukça korkuyu besliyoruz, güçlendiriyoruz ve daha düşük olanı döngüsel olarak yaratmaya devam ediyoruz.

Eğer bilincimiz yokluğa odaklı ise yaşamımızda da yokluğu deneyimleriz. Yaratımlarımız tıkanır, sınırlanır. “Yok” enerjisi önce içimizde, sonra da yaşamımızda kendini hissettirir. Özümüzün enerjisinin farkındalığında, varlık bilincinde isek; kendi varlığımızı sezebilir, yaşamda var olmaya izin verebiliriz. Bolluk kolaylıkla hayatımızda tezahür edebilir.

Aldığımız nefes bolluk bilincini de içinde taşıyabilir kıtlık bilincini de. Her nefes alışımızda sınırlı yokluk enerjisini de içimize çekebiliriz, sınırsız varlık enerjisini de. Verdiğimiz her nefeste yaşamın içinde bolluğu da kıtlığı da tezahür ettirebiliriz. Verdiğimiz nefes ile kendimizi var da edebiliriz, yok da edebiliriz. Bu yalnızca bir seçimdir ve bu seçim tamamen bize aittir.

Nefes almak içinde “alma”, nefes vermek içinde “verme” eylemini barındırır. Her nefes alışımızda bedenimize hangi enerjiyi çektiğimiz bu yüzden çok önemlidir. Ne alırsak, onu veririz. Neyi çekersek, onu deneyimleriz. Kendimizi ne ile beslersek, yaşamımızı da onunla besleriz. Nefesimiz özümüzün enerjisini içinde barındırdığında daimî bolluk bilincini sezmeye, hissetmeye başlarız.

Hangi bilinç seviyesinde olduğumuzu, nerelerde tıkandığımızı, tökezlediğimizi gördükçe, yaşamı sınırlı bir şekilde deneyimleme hali yerini sınırsız bir deneyim alanına bırakmaya başlar. Dönüşüm, kendine dönüş başlar. Artık deneyimler zihinden değil, özden gelmeye başlar. Öz, bolluğun kendisi olduğundan tüm deneyimlerimiz bize bolluk ve varlık enerjisi ile gelmeye başlar. Nefesimiz genişler, deneyimlerimiz genişler, yaşam genişler. Mana genişler, dolayısıyla madde de aynı ölçüde genişler.

Derin bir nefes alabilmek bolluktur. Bolluğun kendisidir.

Aldığımız nefes özümüzün enerjisini içinde barındırıyor ise bolluğu içimize çekebiliriz.

Bilinçli seçimimiz “bolluk” ise, bolluğu içimizde hissedebiliriz.

Verdiğimiz nefes ile özümüzün enerjisindeki bolluğu dışarıda, yani maddede tezahür ettirebiliriz.

Bilinçli seçimimiz “bolluk” ise, bolluğu dışarıda var edebiliriz.

Aldığımız nefesin içindeki bolluğa izin verirsek, varlığımızı hissedebiliriz.

Verdiğimiz nefes ile varlığımızı deneyimlemeye başlayabiliriz.

Aldığımız nefes ile varlığımızı hissedebilirsek, yaşamda da var olmaya izin verebiliriz.

Verdiğimiz nefes ile yaşamda var olmayı deneyimleyebiliriz.

O zaman tutku başlar, sevgi başlar, aşk başlar.

O zaman bolluğun kendisi oluruz.

Bolluğu deneyimlemek derin bir nefes alabilmektir.

Bolluğa izin vermek yaşamda var olmaya izin verebilmektir.

Düşük bilinçten yüksek bilince adım adım yaklaşabilme niyetidir.

O zaman nefesin bolluğunu hisseder, bolluğun nefesi olursun.

O zaman özün kendisi olursun, özün deneyimi olursun.

…ve derin bir nefes.

Kendine dönmek, sandığından daha yakın

Bugün Melda ile iletişime geç
ve randevunu oluştur.

Sen ne düşünüyorsun?

İlgili yazılar

Yolculuğunda sana eşlik edecek diğer yazılar.

Katılımcı Yorumu

Katılımcı Yorumu

Katılımcı Yorumu