Bu yazıyı okumaya başlamadan önce sana küçük bir davetim var: Tam da bu anda nefesini fark et. Onu değiştirmeye çalışma.
Nefesi kolaylıkla alabiliyor musun? Yoksa nefes verirken mi daha rahat hissediyorsun? Nefesin göğsünde mi takılıyor, yoksa karnına kadar inebiliyor mu? Alışın kısa, verişin mi uzun? Yoksa tam tersi mi? Aldığın nefes sana yetiyor mu? Verdiğin nefes seni gerçekten rahatlatıyor ve hafifletiyor mu?
Sadece kısa bir süre izlemle. Çünkü nefesin, yaşamla kurduğun ilişkinin aynasıdır. Nefesinin akışı, hayatının içindeki akışın yansımasıdır.
Bazı insanlar nefes alırken zorlanır. Göğüs daralır, hava yeterince bedene giremiyor gibi hissedilir. Bu çoğu zaman alma haliyle ilgili bilinçsiz bir dirençtir. Yardım istemekte zorlanmak, sevgiyi kabul ederken sıkışmak, destek almayı güçsüzlük gibi görmek… Oysa almak, güvenmektir. Güvenmek ise kontrolü bir miktar bırakmayı gerektirir.
Bazıları ise nefes verirken zorlanır. Hava tam boşalmaz, bedende tutulur. Bu durum bırakma ve verme alanındaki sıkışmayı gösterebilir. Nefesi vermekte zorlanmak, duyguları ifade edememeyi, paylaşmaktan çekinmeyi, geçmişe ya da geleceğe kaygısına tutunmayı, beraberinde ise kontrolü bırakamamayı getirir.
Hızlı, sık ve sığ nefes ise modern yaşamın en yaygın kalıplarındandır. Nefes göğsün üst kısmında kısa kısa dolaşır; karın neredeyse hiç hareket etmez. Bu genellikle tetikte olma, yetişme ve sürekli hazır olma halidir. Zihin hızlanmış, beden alarm moduna geçmiştir. Böyle bir nefeste hem alma hem verme yüzeysel kalır. Kişi gerçekten yaşamaktan çok, hayatta kalmaya dürtüsü ile yaşamaya çalışır.
Bazı kişilerde ise nefes veriş kademeli ve sığdır. Hava tek bir akışta değil, küçük parçalar halinde çıkar. Sanki sistem tamamen boşalmaya izin vermez. Bu, kontrollü bırakma eğilimini gösterebilir. Kişi verir ama tam vermez; bırakır ama tamamen bırakmaz. Enerji akışı kesintili hale gelir ve bu da yaşamın içinde “yarım kalmışlık” hissi yaratabilir.
Yüzeysel nefes zamanla hem bedensel hem duygusal ve zihinsel daralmaya yol açar. Oysa alt karına kadar inen, diyaframın serbestçe hareket ettiği bir nefes; hem alma hem verme kapasitesinin genişlediğini ve akışta olduğunu gösterir. Derin nefes, bedende ve hayatta yer kaplamaya izin vermektir.
Şimdi kendine sor: Ben hayatta daha çok alan mıyım, veren mi? Yoksa ikisini de yaparken zorlanıyor muyum?
İşte nefesteki ustalık tam burada başlar.
Kadim öğretiler evrendeki her şeyin iki tamamlayıcı prensipten oluştuğunu söyler. Özellikle yin (dişil) ve yang (eril) anlayışı, karşıt gibi görünen enerjilerin aslında bir bütünün parçaları olduğunu anlatır.
Almak yin prensibiyle çalışır. Dişil enerji; kabul eden, besleyen, sezgisel olarak derinleştiren, akışa izin veren güçtür. Nefes almak, yin prensibi benimsemek ve bedeni bu enerji ile doldurmaktır.
Vermek yang prensibiyle çalışır. Eril enerji; yön veren, harekete geçiren, yapı kuran, sınır koyan güçtür. Nefes vermek, yang prensibi benimsemek ve yaşamı bu enerji ile deneyimlemektir.
Önce nefes alırız ve dişil enerjiyi bedene kabul ederiz. Sonra nefes veririz; içimizdeki enerjiyi yaşamın deneyimine aktarırız. Her alış ve verişte kendimizi yeniden yapılandırır, yeniden dengeleriz.
Ustalık, birinden birini bastırmak ya da kontrol etmek değil; iki prensibi de bilinçli bir uyum içinde hem içte hem de dışarıda yaşatmaktır.
Yaşam başlı başına bir alışveriştir ve döngüseldir. Doğa alır ve verir. Gece gündüze, kış bahara dönüşür. Bu döngü, bedenimizde nefes olarak kendini gösterir.
Nefes alırken yaşamı kabul ederiz. Nefes verirken kendimizi yaşama sunarız.
Sadece alan kişi tıkanır. Sadece veren kişi tükenir.
Nefeste tıkanan kişi, yaşamın içinde de tıkanır. Nefeste tükenen kişi, deneyimlerinin içinde de tükenir.
Sevgi verirken alabilmek… Yardım ederken yardım istemeyi bilmek… Güçlü olurken kırılgan kalabilmek…
Nefesteki ustalık, bu iki yönlü daimi akışın farkında yaşamaktır.
Bilinçli bir nefes aldığında şunu fark edersin: Alış bir açılmadır. Veriş bir bırakıştır.
Almak güven ister. Vermek cesaret ister.
Nefesin dengelendiğinde, içindeki eril ve dişil enerji de dengelenmeye başlar. İçsel irade ile sezgi bir arada çalışır. Hem hareket edebilir hem durabilirsin. Hem sınır koyabilir hem kalbini açık tutabilirsin.
Ustalık; Hayatla savaşmayı bırakıp onunla birlikte akabilmektir. Nefes alırken “hayata güveniyorum” diyebilmek ve güvenle nefes alabilmek, Nefes verirken “ben de bu ilahi akışın bir parçasıyım” hissini taşıyabilmek ve teslimiyetle nefes verebilmektir.
Ve şimdi tekrar nefesine dön. O sana ne anlatıyor?
Belki ustalık, tam olarak bu farkındalık anında, şimdide başlıyordur.
Yaşamı ustaca deneyimlemek, önce nefesi ustaca deneyimlemekten geçiyordur.
Belki de yaşamda ustalık, nefesine teslim olduğun o anların içinde saklıdır.
…ve derin bir nefes.