Cesaretin Var mı Aşk’a?

Derin bir nefes al ve dünyaya geldiğin ilk halini gözünün önüne getir. O bebeğe bak… Kendine bak… “Dünyaya hoş geldin bebek.” “Ben, dünyaya hoşgeldim.”

Dünyaya gözlerini açan her bebeğin nefesinin içinde aşk vardır. Bebek, aşkla nefes alır, aşkla nefes verir. Aldığı her nefesle aşkı bedenler, verdiği her nefesle aşkı etrafına yayar. Bu yüzden bebeklerin enerjisi insana her zaman huzur verir. Bebeğin nefesi geniştir, bedeninin her bir hücresine ulaşır. Nefesinin hareketi sınırsızdır, bedeninin her bir noktasına dokunacak kadar akışkandır. Nefes alışlarında duraksama yoktur, bebek aşkı içine çekmekten vazgeçmez. Nefes verişlerinde zorlanma yoktur, aşkı her an deneyimleme cesaretindedir. Nefes alış ve verişleri bağlantılıdır; çünkü o bebek hem içindeki, hem de dışarıdaki aşkla bağlantıdadır. Onun için her şey sadece aşktan ibarettir.

Bebek büyümeye başlar. Bu sırada alıcılığı hala çok açıktır. Etrafında olanlardan öğrenmeye başlar. Annesinin sesini duyar, tüm duygu durumlarını hisseder. Babasının hareketlerini ve davranışlarını gözlemler, kendini ifade etme şekline şahit olur. Her şeyi ayırt etmeksizin kayıt altına almaya başlar.

Zaman geçmiş bebek büyümüştür. O, artık küçük bir çocuktur. Bir gün yaşamında ilk defa korku duygusu ile karşılaşır. Bu, daha önceden hiç bilmediği bir duygudur. Bir an için nefesini tutar, bedenini dondurur, kaskatı kesilir. Çocuk, nefesini tuttuğu an, korkuyu bedeninde alt karın bölgesine yerleştirmiştir. Aşk, ilk defa korku ile tanışmıştır. Böylelikle çocuğun zihninde bir soru oluşur: “Aşk mı daha büyük yoksa korku mu?” ve hem kendine, hem de yaşama dair ilk şüphesini de yaratmış olur. Korku ve şüphe, artık el eledir.

Çocuk, biraz büyümüş olmasına rağmen kendini hissetme ve deneyimle aşkını hala içinde taşımaktadır. Bir gün kendini keşfetme arzusu ile dışarıdan ‘hata’ olarak tanımlanabilecek bir şey yapar. Çocuğun aklı karışır. Halbuki o, aslında yanlış bir şey yapmamıştır. Hatalı değildir, kusur işlememiştir. Dışarıdan gördüğü tepki ile nefesini bir kez daha tutar. Nefes bir an için rahim bölgesine gitmez. Zihni “Bir hata yapmış olmalıyım yoksa böyle bir tepkiyle karşılaşmazdım.” der. Çocuk, tuttuğu o nefes ile artık suçluluğu yaratmıştır. Kendini deneyimleme aşkı, suçluluk ile perdelenmiştir.

Çocuk, kendi içindeki gücü hisseder ve bu gücü aşkla ortaya koymak ister. Harekete geçmek, gerçekleştirmek, var etmek ister. Aslında onun yapamayacağı bir şey yoktur. Çocuk, bunu içten içe çok iyi bilir; ancak bir gün ona yetersiz olduğu hissettirilir. Çocuk bir an için durur, o an belki biraz içine kapanır. “Yapamazsın.” “Sen bunu beceremezsin.” “Olmamış.”… Bu cümleler duyarken, nefesini tutmuştur. Nefesini tutmasının sebebi dik durmaya çalışmasıdır. Çocuğun tüm çabalarına rağmen midesine bir taş oturur. Çocuk, artık gücünü ve var etmeye dair inancını dışarıya vermiştir. Artık kendini eskisi kadar güçlü ve yeterli hissetmiyordur. Çocuğun varlığına dair inancı zedelenmiştir. Nefesi biraz daha kısıtlanmıştır.

Tüm korku, şüphe, suçluluk ve yetersizlik duygularına rağmen çocuğun kalbi hala açıktır. Kendini ve dışarıyı seviyor, kalp gözüyle bakıyordur. Aldığı nefesler sevgi ve aşkın enerjisi ile göğüs kafesini genişletmeye, verdiği nefesler bu enerjiyi dışarı yaymasına izin veriyordur. Çocuk bir gün bir deneyim daha yaşar; bu sefer ilk defa sevgisizlik ile karşılaşır. Göğüs bölgesinde hayalkırıklığı ve yas duygularını hissetmeye başlar. Aşk ve sevginin yerini, artık bu duygular almıştır. Nefesi, göğüs bölgesine de rahatlıkla yayılamaz olmuştur. Aldığı nefesler göğüs kafesini acıtmaya ve bedenine yeterli gelmemeye başlamıştır.

Çocuk, kendini aşkla ifade edendir. Varlığını aşkla ortaya koyan, içindeki aşkı dışarı aktarandır. Bir gün çocuk, kendini ifade edecek bir alan bulamaz. O an, boğazı düğümlenir. Sesini çıkartmak istese dahi, sesi artık çıkmıyordur. Çocuk o an dinlendiğine ve anlaşıldığına dair olan inancını kaybetmiştir. Sesinin ve kelimelerinin bir fark yaratamadığını öğrenmiştir. Nefesi ile sesi arasındaki uyum bozulmuştur.

Zaman geçer, çocuk büyür, yetişkin olur. O kişi artık içindeki aşkı hissedemez haldedir, hatta aşkın varlığını bile unutmuştur, tıpkı kendi varlığını da unuttuğu gibi. Korku, şüphe, suçluluk, yetersizlik, sevgisizlik ve ifadesizlik üzerine sınırlı bir yaşam kurmuştur.

Kişinin içinde bitmeyen bir boşluk ve tatminsizlik vardır; ancak, fark etse de etmese de, hatırlayıp uyanacağı bir gün mutlaka gelecektir, izin verirse…

Döngülerinden çıkacağı anlar vardır, seçerse…

Dönüştüreceği duygular vardır, kendini açarsa…

Zira unutmak, hatırlamak içindir… Önce unuturuz, sonra yeniden hatırlarız… Unutmadan, hatırlayamazdık. Sıkışmadan, genişleyemezdik…

Peki sen, izin verecek misin? Yeniden aşk ile dolmaya, Aşk ile nefes almaya, Aşk ile nefes vermeye? Sen olanı, senin olanı hatırlamayı seçecek misin? Cesaretin var mı Aşk’a? Cesaretin var mı kendine? Kendine yeniden kavuşmaya? Kendini ve deneyimlerini Aşk ile sarmalamaya, Derin bir nefes almaya cesaretin var mı?

…ve derin bir nefes.

Kendine dönmek, sandığından daha yakın

Bugün Melda ile iletişime geç
ve randevunu oluştur.

Sen ne düşünüyorsun?

İlgili yazılar

Yolculuğunda sana eşlik edecek diğer yazılar.

Katılımcı Yorumu

Katılımcı Yorumu

Katılımcı Yorumu