Çabasız Nefesin Ritmi

Çaba, insan zihninin yaşamı kavrama biçimlerinden biridir; çabasızlık ise bu kavrayışın merkezindeki en derin, en sessiz sırdır. İnsan, çoğu zaman çabaya yöneldiğinde güçleneceğini, hayatı kontrol edebileceğini, yaşamı kendi elleriyle şekillendirdiğini zanneder. Oysa gerçek güç, çabanın çözüldüğü yerde, insanın özünü hatırladığı, ilahi sistemin akışına kendini bıraktığı o teslimiyette kendini gösterir. Bu ikisi arasında kurulan denge, ilahi sistemin akışına saygı duyan, teslim olan, olacak olanları zorlamadan kendiliğinden olma haline bırakabilen güvenli bir alanın kapısıdır.

İnsan, çabanın peşinden giderken çoğu zaman kendi merkezinden, yani özünden uzaklaşmaya başlar. Çaba, eğer özümüz yerine zihnimizden geliyorsa o çaba daraltır, sıkıştırır, zorlar, yorar ve sonunda bizi özümüzden koparmaya başlar. Oysa, özden doğan çabanın (çabasızlık) içinde bir hafiflik, bir akış, derin bir teslimiyet vardır. Burada ulaşılacak bir hedefin ağırlığı yoktur, kontrol etme isteğinin sertliği ve korkusu yoktur. Sadece yaşamın kendi doğal akışı vardır.

Zihinsel çabaya saplanıp kaldığımızı sandığımız pek çok durum, aslında bizi özümüzden uzaklaştıran yüklerin birer yansımasıdır. Bazen geçmişten gelen korkular, bazen geleceğin belirsizliğine dair kaygıları, bazen başkalarının bizden bekledikleri, bazen de zihnimizde kendimize dair yarattığımız gölgeler bizi çabalamaya iter. İnsan bunları fark ettikçe bir gerçeğe yaklaşır: Aslında ihtiyaç duyduğumuz şey çabalamak değildir. İhtiyacımız olan, bizi çabaya sürükleyen duygu ve düşünceleri fark etmek, onlarla kurduğumuz bağ ve bağımlılıktan özgürleşerek onları bırakmaktır.

Çabasızlık çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bir yoksunluk, bir pasiflik, bir kenara çekilme hali gibi algılanabilir. Oysa çabasızlık hiçbir şey yapmamak değildir; aksine, özün hareketinin en saf halidir. Çabasızlık, insanın önce kendi nefesinin doğal ritmine, sonra da yaşamın doğal ritmine teslim olabildiği alandır. Burada içsel güç ile yumuşaklık, hareket ile durma, eylem ile gözlem aynı noktada buluşur. Özümüz, çaba ile değil; çabasızlıkla kendini açar. Yaşam da bize çabasızlığı kendiliğinden olan, ilahi bir akış ile geri yansıtır. Tıpkı nefesimizin bedenimizde kendiliğinden doğup kendiliğinden çözülmesi gibi.

Çaba, zihnin işleyiş biçimidir; zihin sürekli bir şey yapmaya, çözmeye, düzeltmeye, yetişmeye, tamamlamaya çalışır. Zihin yapar, öz ise olana izin verir. Zihin hesaplar, öz bilir. Zihin sıkıştırır, öz genişletir. Bu nedenle çaba çoğu zaman özümüzü değil, zihnimizin geçmişten taşıdığı kalıpları, korkuları, beklentileri ve öğrenilmişlikleri besler. Fark edilmeden bir yük hâline gelir, bizi genişlemekten alıkoyan bir düğüm olur.

İnsan bu düğümleri fark etmeye başladığında, içsel bir çözülme başlar. Bir şeyleri zorlayarak değil, onları görerek. Onlara tutunarak değil, onları kabul ederek. Ne olduklarını anlamaya çalışarak değil, ardındakini, ötesini sezerek. Zira her duygu kendi içinde bir yolculuktur; her düşünce asıl kaynağına geri dönmek için belirir. Biz o düşünceleri bastırmaya çalıştıkça onları daha da görünür kılarız. Onlarla savaşmayı bıraktığımızda ise güçlerini kaybederler ve doğal haline çözülürler.

İnsanı çabaya iten şeyler çoğu zaman sevgiyle temas edememesidir. Çünkü insanın özü sevgidir; ama zihnin ve dışarının kalabalığı bu gerçeği hissetmeyi zorlaştırır. Zihin sürekli bir şeyleri yapmaya, yetişmeye, olmaya, ilerlemeye, almaya çalıştığı için sevginin, özün o derin sessizliğini perdeleyebilir. Sevgi çaba istemez; sevgi çabaya ihtiyaç duymaz. Sevgi kendiliğinden olan, kendiliğinden açılan, kendiliğinden yayılan bir hal olduğu için ancak çabasızlıkla hissedilebilir. İnsan çabayı bıraktıkça sevginin özüne yaklaşır, kendi özüne yaklaşır, sevginin kendisi olduğunu hatırlar. Çünkü sevgiyi hissetmemizi engelleyen şey sevginin yokluğu değil; özümüzle bir olmamızı engelleyen çabalardır.

Bu yüzden çabayı bırakmak, aslına bir dönüş halidir. Bir hatırlayış halidir. Sezme halidir. Zira insan çabanın arkasındaki korkuyu bıraktıkça sevginin yumuşaklığına yaklaşır. Zihnin sıkışıklığını bıraktıkça özün genişliğine yaklaşır. Kontrol etme ihtiyacını bıraktıkça ilahi akışın güvenine yaklaşır. Çabanın gürültüsünden uzaklaştıkça kendi sesine yaklaşır. Bu yüzden hayatın kendisi bazen bizi durdurur, yavaşlatır, bekletir, sıkıştırır ya da yön değiştirtir; çünkü insan ancak durduğunda duyar, bıraktığında hafifler ve ancak sadeleştiğinde özünü hatırlayabilir.

Nefes, bu hatırlayışın en saf rehberidir. Çünkü nefes, insanın bedensel, zihinsel ve ruhsal katmanlarına aynı anda dokunur. Aldığımız her nefesle özümüzün enerjisini bedenimize davet ederiz; her verdiğimiz nefeste ise bize ait olmayan her şeyi yumuşakça serbest bırakırız. Nefes, bize çabalamamayı ve her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu hatırlatır. Ritminde zorlanma yoktur; nefes kendiliğinden doğar, kendiliğinden çözülür. Bu yüzden nefes, çabasızlığın öğretmenidir. Çabasız akışın bedensel, zihinsel ve ruhsal karşılığıdır. Çabasız nefesin ritmi, özün ritmidir; özün ritmi, yaşamın ritmidir.

Öz, şimdi anının sessizliğinde kendini hatırlatır. Çünkü öz zamansızdır. Bu yüzden çabasızlık, zamansızlıkta bulunur. O sadece bir olma halidir. Olmaya izin veren haldir. Orada sadece teslimiyet vardır. Güven vardır. Ve insan çabasızlığa izin verip ilahi akışa güvendikçe özüne yaklaşır. İnsan sevgi olur, özüyle bütün olur, nefes olur.

…ve derin bir nefes.

Kendine dönmek, sandığından daha yakın

Bugün Melda ile iletişime geç
ve randevunu oluştur.

Sen ne düşünüyorsun?

İlgili yazılar

Yolculuğunda sana eşlik edecek diğer yazılar.

Katılımcı Yorumu

Katılımcı Yorumu

Katılımcı Yorumu